4 Ocak 2017 Çarşamba

bir kez daha denemem

Cerrahi Girişimler


Cerrahi girişimlerin yapılabilmesi için alete ihtiyaç vardır. İnsanın kullandığı ilk alet ise “el”idir. İnsanoğlu sonra da, önceleri eliyle şekillendirdiği hayvan kemiklerinden, çakmaktaşı ve obsidienden, daha sonra da bakır, bronz ve demirden aletler yaptı. İlkel insanların diken ve ok gibi yabancı cisimleri çıkarma, kırılan kemikleri çamur veya ağaç kabuğu ile tespit etme, çıban açma, yara ve şişleri yakma gibi küçük cerrahi müdahalelerde bulunduğu düşünülmektedir. Muhtemelen cerrahi müdahaleleri de büyücü hekimler yapardı. Tarih öncesinde yaşayan insanların cerrahi müdahalelerine ait en eski bulgular kemik kalıntılarında tespit edilmektedir. Buluntular içerisinde en ilgi çekicisi kafataslarında açılmış olan deliklerdir. Dünyanın pek çok yerinde binlerce yıl uygulanmıştır. Keskin bir alet ile kazıyarak, oyarak, keserek ya da delerek kafatasından bir kemik parçasının çıkarılması trepenasyon olarak adlandırılır. Deliğin üstü maden levha ile örtülür, onun üzeri de reçine ile sıvanırdı. Çıkarılan kemik parçaları kötü ruhlardan korunmak için nazarlık olarak kullanılırdı.
Çoğu antropologun görüşüne göre, kafatasına delik açılarak yarım baş ağrısı (migren), baş dönmesi, sara (epilepsi), delilik gibi hastalıklara sebep olduğuna inanılan kötü ruhların buradan çıkıp gitmesi sağlanırdı. Trepenasyon ile bedenin sakatlanması her ne kadar büyü amacıyla yapılmış olsa da bazen hastanın kafa içi basıncını azaltarak yarar sağlamış olabileceğini düşünebiliriz. Kafatasında delik açılmış olanların yarasının iyileştiğini kesilen kısmın etrafında meydana gelmiş olan nedbe dokusundan anlıyoruz. Bu işlemi yapanların kafatası sütürlerine ve beyin zarına zarar vermenin kötü sonuçlarını biliyor olduklarını tahmin edebiliriz. Ölümden sonra uygulanan trepanasyonlar ise ruhu özgür kılmak için yapılırdı. Günümüzde halen bu geleneği sürdürenlerin bulunduğu bildirilmektedir.

En eski cerrahi uygulamalardan olan sünneti ise on beş bin yıl öncesine götürebiliyoruz. Sünnet, temizlik ve sağlık amacıyla yapıldığı gibi, acıya dayanıklılığın kanıtlanmasıyla topluma kabul edilme, cinsi hayata hazırlık, üreme ve bereket tanrılarına kurban sunma gibi diğer sebeplerle de uygulanırdı. Erkeklerde cinsiyet organı ucundaki deri kesilip çıkarılmakta; kızlarda ise klitoris ya da labia minor’dan bir parça alınmaktadır. Müslüman ve Yahudiler ile Afrika, Avustralya, Amerika ve Okyanus adalarından bir kısım yerliler sünnet geleneğini sürdürmektedir. Kızların sünneti yasaklanmış olmakla birlikte bazı yerlerde, örneği Kuzey Afrika’da halen az da olsa uygulandığı yazılmaktadır.

tıp ve deneme

Cerrahi Girişimler


Cerrahi girişimlerin yapılabilmesi için alete ihtiyaç vardır. İnsanın kullandığı ilk alet ise “el”idir. İnsanoğlu sonra da, önceleri eliyle şekillendirdiği hayvan kemiklerinden, çakmaktaşı ve obsidienden, daha sonra da bakır, bronz ve demirden aletler yaptı. İlkel insanların diken ve ok gibi yabancı cisimleri çıkarma, kırılan kemikleri çamur veya ağaç kabuğu ile tespit etme, çıban açma, yara ve şişleri yakma gibi küçük cerrahi müdahalelerde bulunduğu düşünülmektedir. Muhtemelen cerrahi müdahaleleri de büyücü hekimler yapardı. Tarih öncesinde yaşayan insanların cerrahi müdahalelerine ait en eski bulgular kemik kalıntılarında tespit edilmektedir. Buluntular içerisinde en ilgi çekicisi kafataslarında açılmış olan deliklerdir. Dünyanın pek çok yerinde binlerce yıl uygulanmıştır. Keskin bir alet ile kazıyarak, oyarak, keserek ya da delerek kafatasından bir kemik parçasının çıkarılması trepenasyon olarak adlandırılır. Deliğin üstü maden levha ile örtülür, onun üzeri de reçine ile sıvanırdı. Çıkarılan kemik parçaları kötü ruhlardan korunmak için nazarlık olarak kullanılırdı.
Çoğu antropologun görüşüne göre, kafatasına delik açılarak yarım baş ağrısı (migren), baş dönmesi, sara (epilepsi), delilik gibi hastalıklara sebep olduğuna inanılan kötü ruhların buradan çıkıp gitmesi sağlanırdı. Trepenasyon ile bedenin sakatlanması her ne kadar büyü amacıyla yapılmış olsa da bazen hastanın kafa içi basıncını azaltarak yarar sağlamış olabileceğini düşünebiliriz. Kafatasında delik açılmış olanların yarasının iyileştiğini kesilen kısmın etrafında meydana gelmiş olan nedbe dokusundan anlıyoruz. Bu işlemi yapanların kafatası sütürlerine ve beyin zarına zarar vermenin kötü sonuçlarını biliyor olduklarını tahmin edebiliriz. Ölümden sonra uygulanan trepanasyonlar ise ruhu özgür kılmak için yapılırdı. Günümüzde halen bu geleneği sürdürenlerin bulunduğu bildirilmektedir.

En eski cerrahi uygulamalardan olan sünneti ise on beş bin yıl öncesine götürebiliyoruz. Sünnet, temizlik ve sağlık amacıyla yapıldığı gibi, acıya dayanıklılığın kanıtlanmasıyla topluma kabul edilme, cinsi hayata hazırlık, üreme ve bereket tanrılarına kurban sunma gibi diğer sebeplerle de uygulanırdı. Erkeklerde cinsiyet organı ucundaki deri kesilip çıkarılmakta; kızlarda ise klitoris ya da labia minor’dan bir parça alınmaktadır. Müslüman ve Yahudiler ile Afrika, Avustralya, Amerika ve Okyanus adalarından bir kısım yerliler sünnet geleneğini sürdürmektedir. Kızların sünneti yasaklanmış olmakla birlikte bazı yerlerde, örneği Kuzey Afrika’da halen az da olsa uygulandığı yazılmaktadır.

Cerrahi Girişimler

Cerrahi Girişimler


Cerrahi girişimlerin yapılabilmesi için alete ihtiyaç vardır. İnsanın kullandığı ilk alet ise “el”idir. İnsanoğlu sonra da, önceleri eliyle şekillendirdiği hayvan kemiklerinden, çakmaktaşı ve obsidienden, daha sonra da bakır, bronz ve demirden aletler yaptı. İlkel insanların diken ve ok gibi yabancı cisimleri çıkarma, kırılan kemikleri çamur veya ağaç kabuğu ile tespit etme, çıban açma, yara ve şişleri yakma gibi küçük cerrahi müdahalelerde bulunduğu düşünülmektedir. Muhtemelen cerrahi müdahaleleri de büyücü hekimler yapardı. Tarih öncesinde yaşayan insanların cerrahi müdahalelerine ait en eski bulgular kemik kalıntılarında tespit edilmektedir. Buluntular içerisinde en ilgi çekicisi kafataslarında açılmış olan deliklerdir. Dünyanın pek çok yerinde binlerce yıl uygulanmıştır. Keskin bir alet ile kazıyarak, oyarak, keserek ya da delerek kafatasından bir kemik parçasının çıkarılması trepenasyon olarak adlandırılır. Deliğin üstü maden levha ile örtülür, onun üzeri de reçine ile sıvanırdı. Çıkarılan kemik parçaları kötü ruhlardan korunmak için nazarlık olarak kullanılırdı.
Çoğu antropologun görüşüne göre, kafatasına delik açılarak yarım baş ağrısı (migren), baş dönmesi, sara (epilepsi), delilik gibi hastalıklara sebep olduğuna inanılan kötü ruhların buradan çıkıp gitmesi sağlanırdı. Trepenasyon ile bedenin sakatlanması her ne kadar büyü amacıyla yapılmış olsa da bazen hastanın kafa içi basıncını azaltarak yarar sağlamış olabileceğini düşünebiliriz. Kafatasında delik açılmış olanların yarasının iyileştiğini kesilen kısmın etrafında meydana gelmiş olan nedbe dokusundan anlıyoruz. Bu işlemi yapanların kafatası sütürlerine ve beyin zarına zarar vermenin kötü sonuçlarını biliyor olduklarını tahmin edebiliriz. Ölümden sonra uygulanan trepanasyonlar ise ruhu özgür kılmak için yapılırdı. Günümüzde halen bu geleneği sürdürenlerin bulunduğu bildirilmektedir.

En eski cerrahi uygulamalardan olan sünneti ise on beş bin yıl öncesine götürebiliyoruz. Sünnet, temizlik ve sağlık amacıyla yapıldığı gibi, acıya dayanıklılığın kanıtlanmasıyla topluma kabul edilme, cinsi hayata hazırlık, üreme ve bereket tanrılarına kurban sunma gibi diğer sebeplerle de uygulanırdı. Erkeklerde cinsiyet organı ucundaki deri kesilip çıkarılmakta; kızlarda ise klitoris ya da labia minor’dan bir parça alınmaktadır. Müslüman ve Yahudiler ile Afrika, Avustralya, Amerika ve Okyanus adalarından bir kısım yerliler sünnet geleneğini sürdürmektedir. Kızların sünneti yasaklanmış olmakla birlikte bazı yerlerde, örneği Kuzey Afrika’da halen az da olsa uygulandığı yazılmaktadır.

İlaçla Tedavi

İlaçla Tedavi


İlk insanlar deneme-yanılma yoluyla birçok bitki, hayvan ve madenin tıbbı etkisini öğrenebildi. Tedavi edici bir takım bitkilerin yanı sıra, ağrıyı dindiren afyon, kenevir, kürar ve koka da biliniyordu. Üzüm ve hurma şarabı da acıyı dindirmede kullanılırdı. Toprağı işleyen kadınlar şifalı bitkileri erkeklerden daha çok tanırdı. Halk ilaçları birçok yerde “koca karı ilaçları” olarak nitelene gelmiştir.

İnsanlar tecrübeleriyle elde ettikleri bilgilerin yanı sıra, iyileştirici özelliklerin simgesi olabilecek bir takım işaretleri de doğada aradılar. Örneği, beyaz sütü olan incir anne sütünün artmasına; kırlangıç otunun sütü sarı renkte olduğundan sarılığa; boyacı kökü bitkisi kırmızı rengi dolayısıyla adet söktürmeye; beyni andıran şekliyle ceviz akıl hastalıklarına; benekli taşlar lekeli hastalıklara; şekli boğum boğum olduğundan bambu omurga rahatsızlıklarına iyi gelir diye inanılırdı. İşaretler ya da İmzalar Nazariyesi adı verilen bu görüş, “benzer benzeri ile tedavi edilir” (Latincede: “similia similibus curantur”; Arapça’da, “hıfzu’s-sıhhati bi’l- müşâbehetu”) ifadesiyle bir tedavi ilkesi olarak Avrupa ve İslam Ortaçağında da devam etti. Ünlü hekim Paracelsus ( 1490-1541) bu anlayışı şöyle ifade edecekti: “Doğa yarattığı her şeyi onda gizlemek istediği niteliklerin görüntüsü ile biçimlendirir.” İşaretler Nazariyesi doğrultusunda tıpta kullanılan bir takım drogların tıbbi etkisinden günümüzde de yararlanılmaktadır. Örneği, gut hastasının ayak baş parmağı kızarıp şiştiğinde aldığı şekle benzeyen çiğdem soğanından elde edilen colchicine gut hastalığında; su kenarlarında yetişen soğuğa dayanıklı ak söğüt’ün kabuklarından elde edilen salisilatlar soğuk algınlığında ve romatizmada kullanılmaktadır.

Büyü İle Tedavi

Büyü İle Tedavi


Büyücü hekimin kötü ruhları uzaklaştırarak veya kaçan ruhu geri getirmeye çalışarak hastayı tedaviye çalışmasına “ak büyü” denmektedir. Kötü ruhu teskin etmek ya da korkutup kaçırmak için davul eşliğinde el ve kol hareketleri yaparak ve garip sesler çıkararak oyunlar oynanır; hayvan postu giyen büyücüler korkutucu maskeler, tılsımlar takardı. Bu gösterinin hasta insan üzerinde ne büyük bir telkin gücü olabileceğini tasavvur edebiliriz. Günümüz fizik tedavilerini anımsatan sıcak ve soğuk su tedavileri; su buharı, ateş, tütsü, masaj tedavileri de kötü ruhları kaçırtmak için yapılırdı. Günümüzde, içinde etkin madde olduğu anlamına gelen acı ve kötü kokulu ilaçların da ruhları kaçırdığına inanılırdı. Hastayı tedavi için başka işlemler de uygulanırdı. Örneği, ruhu bedeni terk ederse bir daha geri dönmeyebilir korkusuyla hasta uyutulmazdı. Ruh bedenden ayrıldığında onu yerde, gökte, sularda, ağaçlarda, her yerde aramak gerekirdi. Ruhun kaçırıldığı düşünülen yere yiyecekler sunulurdu. Ya da hastalık bir başka insana, hayvana ya da cisme aktarılmaya çalışılırdı. Örneği hastanın tırnağı, saçı kesilip bir başka evin kapısına yapıştırılır veya kuşlara geçsin diye bir çalıya bırakılır, ya da üstüne basana geçsin diye bir taşın altına konurdu. Anadolu gelenekleri arasında yer alan bu uygulamaya “hastalığı göçürme” denmektedir. İnsanlar binlerce yıl boyunca büyüden korkmuş, kestikleri tırnaklarını, dökülen saçlarını, çıkan dişlerini, hatta kendilerine ait olduğundan isimlerini başkaları öğrenmesin, eline geçmesin diye saklamışlardı.

Büyücü hekimlerin bir kısmı da “kara büyü” yaparak düşmanları üzerine hastalık ve uğursuzluk getirmek için ruhları çağırırdı. Büyü kime yapılacaksa ya onun küçük bir modeli ya da tırnak, saç gibi vücudundan alınan bir parça üzerinde işlem yapılırdı. 

test three

New additions to this version of the book include a chapter devoted to
lenses and optical quality as these things apply to digital cameras, a chapter
on high-quality (fine-art) printing techniques and an expanded series of
chapters looking at techniques that are appropriate for specific areas of digi-
tal photography. This book’s coverage of digital imaging software has also
been increased, to the extent that there is now one chapter on image manip-
ulation techniques and another that looks at other types of software, includ-
ing programs for enlarging, cataloguing and watermarking images.


I have tried to keep references to items of equipment as generic as pos-
sible while at the same time providing pointers to useful types of equip-
ment and suggested suppliers when this is appropriate. That said, specific
references are sometimes useful to help put markers in the sand (and it
definitely is sand, not stone) to indicate the developing state of digital
camera technology. To that end I have concluded this book with a brief
and largely personal view of some of the landmarks that exist in what is
still the very short history of digital cameras. I have also included discus-
sion of some topics that may or may not remain important in the future
but which are certainly of concern right now. One of these is the move to
have a universal raw format for digital camera files instead of different
formats from each camera manufacturer: another is the still-persistent
debate about the relative quality of images captured on film then scanned
versus those captured digitally at the outset.

test two

New additions to this version of the book include a chapter devoted to
lenses and optical quality as these things apply to digital cameras, a chapter
on high-quality (fine-art) printing techniques and an expanded series of
chapters looking at techniques that are appropriate for specific areas of digi-
tal photography. This book’s coverage of digital imaging software has also
been increased, to the extent that there is now one chapter on image manip-
ulation techniques and another that looks at other types of software, includ-
ing programs for enlarging, cataloguing and watermarking images.


I have tried to keep references to items of equipment as generic as pos-
sible while at the same time providing pointers to useful types of equip-
ment and suggested suppliers when this is appropriate. That said, specific
references are sometimes useful to help put markers in the sand (and it
definitely is sand, not stone) to indicate the developing state of digital
camera technology. To that end I have concluded this book with a brief
and largely personal view of some of the landmarks that exist in what is
still the very short history of digital cameras. I have also included discus-
sion of some topics that may or may not remain important in the future
but which are certainly of concern right now. One of these is the move to
have a universal raw format for digital camera files instead of different
formats from each camera manufacturer: another is the still-persistent
debate about the relative quality of images captured on film then scanned
versus those captured digitally at the outset.

test 1

New additions to this version of the book include a chapter devoted to
lenses and optical quality as these things apply to digital cameras, a chapter
on high-quality (fine-art) printing techniques and an expanded series of
chapters looking at techniques that are appropriate for specific areas of digi-
tal photography. This book’s coverage of digital imaging software has also
been increased, to the extent that there is now one chapter on image manip-
ulation techniques and another that looks at other types of software, includ-
ing programs for enlarging, cataloguing and watermarking images.


I have tried to keep references to items of equipment as generic as pos-
sible while at the same time providing pointers to useful types of equip-
ment and suggested suppliers when this is appropriate. That said, specific
references are sometimes useful to help put markers in the sand (and it
definitely is sand, not stone) to indicate the developing state of digital
camera technology. To that end I have concluded this book with a brief
and largely personal view of some of the landmarks that exist in what is
still the very short history of digital cameras. I have also included discus-
sion of some topics that may or may not remain important in the future
but which are certainly of concern right now. One of these is the move to
have a universal raw format for digital camera files instead of different
formats from each camera manufacturer: another is the still-persistent
debate about the relative quality of images captured on film then scanned
versus those captured digitally at the outset.