İlaçla Tedavi
İlk
insanlar deneme-yanılma yoluyla birçok bitki, hayvan ve madenin tıbbı etkisini
öğrenebildi. Tedavi edici bir takım bitkilerin yanı sıra, ağrıyı dindiren
afyon, kenevir, kürar ve koka da biliniyordu. Üzüm ve hurma şarabı da acıyı
dindirmede kullanılırdı. Toprağı işleyen kadınlar şifalı bitkileri erkeklerden
daha çok tanırdı. Halk ilaçları birçok yerde “koca karı ilaçları” olarak
nitelene gelmiştir.
İnsanlar
tecrübeleriyle elde ettikleri bilgilerin yanı sıra, iyileştirici özelliklerin
simgesi olabilecek bir takım işaretleri de doğada aradılar. Örneği, beyaz sütü
olan incir anne sütünün artmasına; kırlangıç otunun sütü sarı renkte olduğundan
sarılığa; boyacı kökü bitkisi kırmızı rengi dolayısıyla adet söktürmeye; beyni
andıran şekliyle ceviz akıl hastalıklarına; benekli taşlar lekeli hastalıklara;
şekli boğum boğum olduğundan bambu omurga rahatsızlıklarına iyi gelir diye
inanılırdı. İşaretler ya da İmzalar Nazariyesi adı verilen bu görüş,
“benzer benzeri ile tedavi edilir” (Latincede: “similia similibus curantur”;
Arapça’da, “hıfzu’s-sıhhati bi’l- müşâbehetu”) ifadesiyle bir tedavi
ilkesi olarak Avrupa ve İslam Ortaçağında da devam etti. Ünlü hekim Paracelsus
( 1490-1541) bu anlayışı şöyle ifade edecekti: “Doğa yarattığı her şeyi onda
gizlemek istediği niteliklerin görüntüsü ile biçimlendirir.” İşaretler
Nazariyesi doğrultusunda tıpta kullanılan bir takım drogların tıbbi etkisinden
günümüzde de yararlanılmaktadır. Örneği, gut hastasının ayak baş parmağı
kızarıp şiştiğinde aldığı şekle benzeyen çiğdem soğanından elde edilen colchicine
gut hastalığında; su kenarlarında yetişen soğuğa dayanıklı ak söğüt’ün
kabuklarından elde edilen salisilatlar soğuk algınlığında ve romatizmada
kullanılmaktadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder